Dansın Tarihçesi

Dansın ortaya çıkışıyla ilgili kesin bir bilgi olmamakla birlikte, köklerinin tarih öncesine dayandığını, insanoğlunun yeryüzündeki yaşamı kadar eski olduğunu söyleyebiliriz. Köken olarak dans, insanın günlük yaşamındaki belli başlı hareketlerin ve mimiklerin tekrarından doğmuş.
Örneğin karnı acıkan birinin ellerini midesinin üstünde gezdirmesi, korkan birinin bedenini büküp küçülmesi, kavga etmeye hazır bir insanın ellerini yumruk yapması ve göğüs kafesini öne çıkarması, saygıyı ifade etmek için başını eğmesi, heyecan duyan birinin yerinde duramayarak sağa sola zıplaması, sıçraması ve insanın içinde bulunduğu fiziksel veya ruhsal durumunun bedene yansımasıyla fiziksel ifade olarak adlandırdığımız pek çok hareket, dans etme eyleminin oluşmasını sağlayan temel hareketlerdir.Dans etmek, sözden ve yazıdan önce insan kendisini anlattığı en eski dildir. Kendisini ifade edemeden var oluşunu sürdüremeyen insanoğlu için en eski ve en ilkel anlatım biçimi olan dans, insanın toplumsallaşmasıyla değişerek varlığını bugüne kadar sürdürmüştür.

Dans, günümüzde belli bir kesim tarafından tüm sanat formlarının atası olarak kabul edilse de dansın diğer sanat dallarıyla böyle bir ilişkisi olduğu tartışılabilir. Müziğin, edebiyatın, resmin atası şüphesiz tek başına dans değildir.

Elbette ki en eski ifade biçimidir ama bu dans etmeyi bir sanat ve diğer sanat dallarının da atası haline getirmez. İnsanoğlu değişen yaşam koşulları doğrultusunda farklı ifade şekilleri arayışına girerek başka formlar oluşturmuşlardır.